Diyabet Gözlere Zarar Veriyor

0
göz
göz

Diyabet tüm vücutta olduğu gibi göz damarlarında da hasara neden olabiliyor. Bu komplikasyonların başında ise diyabetik retinopati geliyor.

Görme kaybına neden olabilen bu hastalığı önlemenin yolu ise düzenli göz muayenesi olmaktan geçiyor.

Diyabet hastalarında en sık rastlanan ve önlenebilen komplikasyon olan retinopati, erişkin yaştaki diyabetli hastalarda en önemli körlük nedenini oluşturuyor. Bayındır Hastanesi Söğütözün Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kutlu, bu nedenle Tip 1 diyabetli hastalarda tanıdan beş yıl sonra başlayarak yılda bir retinopati taraması yapılması gerektiğini belirtiyor ve ekliyor: “Tip 2 diyabetlilerde retinopati taraması tanı konulduğu anda yapılmalı. Başlangıçta retinopatisi olmayan ya da minimal retinopatisi bulunan hastalarda yılda bir kez, ileri evre hastalarda ise yaklaşık 3-6 ayda bir kontrol yapılmalı. Muayene sıklığına göz hastalıkları uzmanı karar vermeli.” Prof. Dr. Mustafa Kutlu birçok diyabet merkezinde klinik değerlendirmenin oftalmologlar tarafından yapıldığını belirtiyor.

Görülme sıklığı yıllar içinde artıyor.
Diyabet süresi beş yılın altında olan Tip 1 diyabetli hastalarda retinopati nadiren görülüyor. Ancak 10 yıl sonra diyabet popülasyonunun yüzde 60’ında en azından belli bir seviyede retinopatiye rastlanıyor ve bu oran 15-17. yıllarda yüzde 100’e yaklaşıyor. Diyabet süresi 10 yıl altında olan hastalarda PDR (görmeyi en çok tehdit eden tipi olan proliferatif diyabetik retinopati) oluşması ender görülse de Tip 1 diyabet hastalarında 15 yıl sonra yüzde 26 oranında bulunuyor. Prof. Dr. Kutlu, PDR’nin Tip 1 diyabet popülasyonunun yüzde 56’sında bulunduğunu belirtiyor.
Tip 2’de risk daha yüksek.
Tip 2 diyabette ise olguların yüzde 20’sinde tanı sırasında diyabetik retinopati görülüyor ve bu oran 15 yıl sonra yüzde 60-85’e yükseliyor. Tip 2 diyabet popülasyonunda dört yıllık sürede yüzde 3-4, 15 yıl sonra ise yüzde 5-20 oranında PDR görüldüğünü belirten Prof. Dr. Kutlu, “Bu nedenle Tip 2 diyabetli hastaların tanı sırasında diyabetik retinopatili olma ve tanıdan sonra daha erken dönemde diyabetik retinopati geliştirme olasılıkları Tip 1 diyabet hastalarına göre daha yüksek.” diyor.
Görme kaybı acil inceleme gerektiriyor.
Prof. Dr. Kutlu, bazısı iyi huylu bazısı ise acil tedavi gerektiren birçok görme kaybı nedeni bulunduğunu belirtiyor. Genellikle görme alanlarında hareketli noktalar, yanıp sönen ışıklar veya görüşü kapatan perde ya da tüllerden bahseden hastalar vitreusda kanama, retinal ayrışma (dekolman) veya retina deliği semptomlarından bahsediyor olabileceklerinden, oftalmolojik inceleme yapılması için acilen sevk edilmeleri gerekiyor.
Göz de Görme bulanıklığı gelişebiliyor

Görme bulanıklığı, kötü kan glukoz kontrolünün bir sonucu olarak ortaya çıkabiliyor. Yükselen kan glukoz düzeyleri, miyopik değişikliğe neden olarak presbiyopik (hipermetrop, yakını göremeyen) kişilerin gözlüksüz okuyabilmelerine, buna karşılık uzak mesafe görüşlerinin bulanıklaşmasına yol açabiliyor. Gözlük takmayan bazı kişilerde uzağı görmede bulanıklık meydana gelebilirken, hipermetropisi olan kişilerde berrak bir uzak görüş için gözlük ihtiyacı ortadan kalkabiliyor. Bulanık görme, maküla ödemi, katarakt veya diğer göz rahatsızlıklarının bir semptomu da olabiliyor. Prof. Dr. Kutlu, “Diyabetik göz hastalığının önlenmesi mümkün olduğundan, ortaya çıkışının veya ilerleyişinin geciktirilmesi ve oluştuğunda da proliferatif retinopati ve diyabetik maküla ödeminin uygun bir biçimde tedavi edilmesinin garanti altına alınması için gerekli olan stratejilerin yerine getirilmesi önem taşıyor.” diyor.

RETİNOPATİNİN AŞAMALARI
1. Non-proliferatif retinopati: göz içi damarlarda balonlaşmalar ve damar dışına sızıntılar (mikroanevrizmalar ve sert eksüdalar)
2. Pre-proliferatif retinopati: Sızıntılar, kanamalar, retina içinde damar yapısında anormallikler (IRMA)
3. Proliferatif retinopati (PDR): Retina dolaşımında daha az fonksiyonel damar yumaklarının yerini yeni oluşan frajil kan damarları alıyor. Yeni damar oluşumlarının gelişim sürecinde kanama ve retina yırtılma, ayrılma riski yüksek oluyor.
4. Maküla ödemi: Görme kaybına neden oluyor.
TİP 2 DİYABETTE DİYABETİK RETİNOPATİ DEĞERLENDİRMESİ
Rutin izlem yöntemleri
* Tanı sırasında göz dibi incelemesi
Oftalmoloji Konsültasyonu
1. Makülopati bulguları varsa
•  Görme keskinliğinin 0.5 ve dahadüşük bulunması
•  Venöz balonlaşma
•  Çok sayıda derin, yuvarlak veya leke şeklinde kanamalar
•  Görme keskinliğinde açıklanamayan düşme olması
2. Acil oftalmoloji konsültasyonu
•  Ani görme kaybı
•  Pre-retinal ve vitreus kanaması
•  Retina dekolmanı
•  Yeni damar oluşumları
•  Herhangi bir düzeyde görme keskinliği kaybı (yakın ya da uzak)
•  Görmede değişkenlik (bulanık görme)
•  Görme alanında hareketli noktalar
•  Görme alanında yanıp sönen ışıklar
•  Herhangi bir başkalaşım veya düz çizgilerin belirgin bir biçimde eğri görülmesi
•   Diplopi (çift görme)
Diyabetik hastalarda kan değeri hedefleri
Açlık kan şekeri: 70-120 mg/dl
Tokluk kan şekeri: 140 mg/dl den az
Hb A1 c: % 6.5’dan az
LDL Kolesterol: 100 mg/dl’den az
HDL Kolesterol: 40 mg/dl’den fazla
Trigliserid: 150 mg/dl’den az
AKB: 120/80 mmHg’den az
Hastalık süresi uzadıkça risk artıyor.
Hem Tip 1 hem de Tip 2 diyabet, diyabetik retinopati riski taşıyor. En büyük risk faktörünü ise hastalığın süresi oluşturuyor. Yani hastalık ne kadar uzun sürüyorsa, risk de bir o kadar artıyor. Bayındır Hastanesi Kavaklıdere’den Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yonca Aydın Akova diyabetik retinopatinin göz sağlığı üzerine etkilerini anlattı.
Diyabetik retinopati nedir ve nasıl sonuçlara neden oluyor?
Diyabete bağlı göz hastalıkları içerisinde en sık görülen hastalıklardan biri olan diyabetik retinopati, retina damarlarının şekere bağlı tahribatı sonucu ortaya çıkıyor. Diyabetik retinopatinin non-proliferatif, preproliferatif ve proliferatif olmak üzere üç dönemi bulunuyor. Gözün arka kısmındaki retina damarlarında sıvı ya da kan sızıntısı, sıvı toplanması (ödem), küçük damarsal genişlemeler (mikroanevrizma), yeni damar oluşumu (neovaskülarizasyon) ve ileri evrede fibrotik oluşumlar ortaya çıkıyor. Yeni damar oluşumları yırtılarak göz içinde kanama yapabiliyor. Daha sonra yırtılan kan damarlarından oluşan fibrotik doku retinayı çekebiliyor ve dekolmana (ayrılmaya) neden olabiliyor. Damarlardan sızıntı makülada (görme noktasında) sıvı birikmesine ve görmede bulanıklaşmaya neden oluyor. Bu durum maküla ödemi olarak adlandırılıyor. Maküla ödeminin ortaya çıkma riski hastalık ilerledikçe artsa da hastalığın herhangi bir evresinde görülebiliyor.
Kimler diyabetik retinopati riski taşıyor?
Gerek Tip 1 gerekse Tip 2 diyabeti olan tüm hastalarda diyabetik retinopati gelişme riski bulunuyor. En önemli risk faktörünü hastalığın süresi oluşturuyor. Hastalık süresi ne kadar uzunsa diyabete bağlı göz hastalığı riski de o kadar yüksek oluyor. Kan şekeri seviyesinin ve kan yağlarının yüksek olması, hipertansiyon ve böbrek hastalığının bulunması diyabete bağlı göz bozukluğu riskini daha da artırıyor. Tedavi edilmeyen diyabet hastaları normal bir insana göre 25 kat daha fazla körlük riski taşıyor.
Hastalar diyabetik retinopatiyi fark edebilir mi?
Diyabetik retinopatide, hasarın şiddetine ve yerine bağlı olarak belirtiler ortaya çıkıyor. İlerlemiş diyabetik retinopati uzun süre belirti vermeyebiliyor; ancak maküla tutulumu varsa bulanık ve değişken görme ortaya çıkıyor. Yeni damar oluşumlarından gelişen ani kanamalarla da görme bulanıklığı gelişebiliyor.
Tanı nasıl konuyor?
Diyabetik retinopati tanısında düzenli aralıklarla detaylı göz dibi muayenesinin yapılması ve göz dibi fotoğraflarının  çekilmesi diyabete bağlı hasarın saptanmasında çok önemli. Hastalığın durumunu değerlendirmek, tedavi kararını vermek ve sonraki dönemlerde takibini yapmak için retina damarlarının anjiografisi çekiliyor. Fundus Floresein Anjiografisi (FFA) adı verilen bu yöntemle hastaya damar yolundan ilaç veriliyor. Bu ilaç kısa sürede retinadaki damarlara ulaşıyor. Damarlardaki sızıntı ve retinanın durumu bu yöntemle değerlendiriliyor. Optik Coherens Tomografi (OCT) cihazıyla makülanın değerlendirilmesi yapılıyor. Makülanın kalınlığının ölçümü ve maküla ödeminin miktarı ve hastalığın tedaviye cevabı saptanıyor.
Diyabetik retinopatinin tedavisi nasıl yapılıyor?
En etkili tedavi, diyabetik retinopatinin gelişmesini engelleyici koruyucu önlemler almak. Kan şekerinin kontrol altında olması retinopati gelişme riskini azaltıyor. Her diyabetik hastanın en az yılda bir kez göz muayenesi yaptırması gerekiyor. Görmeyi tehdit eden ve azaltan diyabetik retinopati oluşmuşsa tedavi için vakit kaybedilmemeli. Tedavide retinopatinin evresine ve hastanın belirtilerine bağlı olarak farklı seçenekler yer alıyor.
Diyabet hastalarının karşılaştığı diğer göz sorunları neler?
Diyabette göz sorunları gelip geçici görme bozukluklarından çift görmeye ve kalıcı görme kaybına kadar geniş bir yelpazede karşımıza çıkıyor. Gelip geçici görme bozuklukları kan şekerindeki dalgalanmaya bağlı olarak gelişiyor. Gözün kırıcılığındaki bu değişiklikleri kişi gözlük numarasındaki değişiklikler olarak yaşıyor. Diyabetlilerde katarakt rahatsızlığına da daha sık ve daha erken yaşlarda rastlanıyor. Hastanın görmesini etkileyen başka bir göz sorunu yoksa son derece başarıyla gerçekleştirilen katarakt ameliyatı sonrasında hasta iyi bir görüş kazanıyor.
TEDAVİ SEÇENEKLERİ
Lazer Fotokoagülasyon
Diyabetik retinopatinin başlangıç döneminde hasta altı aylık aralıklarla muayene ediliyor. Görmeyi etkileyen maküla ödemi gelişmişse ve sızdıran damarlar ile yeni damar oluşumları varsa Lazer Fotokoagülasyon tedavisine başvuruluyor. Bu tedavide hasarlı retinaya lazer tedavisi uygulanıyor. Lazer, sızıntı yapan damarları tıkayarak ve küçük nedbeler (izler) oluşturarak kanamayı durduruyor. Poliklinik şartlarda uygulanan tedavide hasta ağrı hissetmiyor, gerektiğinde farklı zamanlarda birkaç seans uygulanabiliyor.
Göz içi enjeksiyonlar
Son yıllarda özellikle diyabetik maküla ödeminin tedavisinde, göz içine ‘intravitreal steroidler’ ve ‘intravitreal anti-VEGF’ ilaçların enjeksiyonu sayesinde başarılı sonuçlar alınıyor. Bu enjeksiyonların tekrarı gerekli olabiliyor.
Cerrahi tedavi: Vikrektomi
Vitrektomi ameliyatında, kanla dolu vitre (göz içi jel tabaka) boşaltılıyor ve yerine berrak, yapay bir solüsyon konuluyor. Bu yöntem için zamanlama önemli. Kanamadan hemen sonra vitrektomi yapılabileceği gibi gözün kendi kendini temizlemesi için altı aya kadar beklenebiliyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here