Gebelikte nelere dikkat etmeliyiz

0
gebelik
gebelik

Gebelik, bir kadının hayatındaki önemli evrelerinden biridir. Bu dönemde vücudunda ve tüm organ sistemlerinde çeşitli değişiklikler meydana gelir.

Peki, bir kadını gebelikte neler bekler?

gebelikte
gebelik

Öncelikle bir gebeliğin ilk belirtisi adet gecikmesidir. Doğurgan çağda olup, düzenli adet gören bir kadında anormal bir durum olmadığı sürece, geciken her adet ilk başta gebelik lehine yorumlanır. Bunu doğrulamak için yapılacak bir gebelik testi (kanda  ya da idrarda) net olarak durumu ortaya koyar. Gebeliklerde sürenin hesaplanmasında hastanın son adet tarihi baz alınır.

Her ne kadar bir gebelik, genelde görülen son adetten yaklaşık 2 hafta kadar sonra oluşsa da, bu günü tam olarak saptayabilmek mümkün olmadığı için bu yöntem tercih edilir.

Örneğin; bir kadının adet tarihinin 2 hafta geciktiğini düşünelim. Bu durumda bebeğin oluşumunun 4 hafta önce olması gerekir. Ancak gebelik süresinin hesaplanmasında son adet tarihi esas alındığı için gebelik yaşı 6 hafta olarak kabul edilir.

Bu yöntemle hesaplandığında, insanda gebelik 40 hafta, yani 280 gün sürer. Ortalama bir ayın 30 gün olduğu varsayılarak da 9 ay 10 gün olarak basitçe ifade edilir. Bu dönem kendi içinde her biri yaklaşık 13 haftalık 3 döneme ayrılmış olup, gebelikteki değişiklikler de evrelere göre açıklanabilir.

Birinci üç aylık dönem: Bu evrede bir gebenin en çok yakınması bulantı ve kusmadır. Bunun nedeni tam olarak bilinmese de kanda hızla seviyesi yükselen gebelik hormonuna bağlı olduğu düşünülmektedir. Bulantıyı gidermek amacıyla hamile bir kadının canı değişik, hatta bezen garip olarak nitelendirebilecek şeyler isteyebilir ki, bu da “aşerme” olarak bilinir. Bu dönemde bir gebe, vücut ağırlığının % 10’unu kaybedebilir. Ağır olgularda damardan sıvı ve ilaç tedavisi ile beraber istirahat da gerekebilir. Halsizlik, yorgunluk, uyku hali ve  olaylara karşı kayıtsızlık ve isteksizlik de bu dönemde çok görülür. Bebeğin rahim içinde büyümesi ve buna paralel olarak rahmin de genişlemesi neticesinde kasıklarda ağrı da diğer bulgulara eşlik edebilir.

İkinci üç aylık dönem: Bu dönem, gebeliğin “balayı” olarak bilinir. Artık anne ve vücudu gebeliğe uyum sağlamıştır. Bebek de daha çok büyük olmadığı ve ilk aylarda görülen sıkıntılı süreç de ortadan kalktığı için, anne adayı yaşama daha bağlı, enerjik ve hareketli olur. İştahı açılmış ve vücudu rahatlamıştır.

Vücudu ve beyni, gebe kadına bu dönemde olabildiğince fazla yemesini ve ilerdeki aylarda gıda bulamaması gibi bir durum ortaya çıkarsa bunun etkilerinden korunmak için besin stoklarını doldurmasını emreder. Bu refleks, tüm memelilerde doğa koşulları göz önüne alınarak gelişmiş olup, günümüz için pek kabul edilebilir değildir.

Bu durumun dizginlenmemesi halinde gebelikte aşırı kilo alımı ve bunun gerek anne gerekse de bebek için yaratabileceği, gebelikte şeker hastalığı, yüksek tansiyon, erken doğum ve iri bebeğe bağlı zor doğum gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Bu üç aylık dönemde gebelere ayda maksimum 1-1.5 kilo alması önerilir. Gebeliğin dördüncü ayında bir anne adayının karnı yavaş yavaş büyümeye  başlar. 6. Ayın bitiminde annenin karnı iyice belirginleşmiştir.

Üçüncü üç aylık dönem: 

Gebeliğin ilk 3 ayı gibi bu dönem de zor dönemlerden biridir. Büyüyen bebeğin içinde bulunduğu rahim, çevresindeki akciğer, kalp, mide ve bağırsaklar gibi organlara bası yaparak bunların fonksiyonlarını tam olarak yapmasını engeller. Akciğer ve kalpteki basıya bağlı olarak çabuk yorulma, nefes nefese kalma ve çarpıntı gibi yakınmalar ortaya çıkar. Midenin üzerindeki basınç ise yutulan gıdaların yemek borusuna kaçması olarak tanımlanan reflüye neden olur. Göğsün tam ortasında şiddetli bir yanma ve bazen de dayanılamayacak kadar keskin bir ağrı bunun belirtidir.

Neyse ki, mide ve yemek borusunu bu gibi etkilerden koruyan ve bebeğe hiçbir zararı olmayan basit tedavi ve diyetle bu durumun önüne geçilebilir. Büyüyen karın aynı zamanda kadının ağırlık merkezini de değiştirdiği için ayakta durmak ve yürümek de zorlaşır. Dengeyi sağlamak amacı ile anne adayı, karnını ileri doğru çıkartıp, omuzlarını geriye doğru atar. Bu da, omurga ve belde bir deformasyona yol açarak, kimi zaman ciddi sırt ve bel ağrılarına yol açar.

Artan vücut ağırlığı aynı zamanda iskelet ve kas sistemini de zorlar. Eklem ve kas ağrıları bu süreçte çok görülür. Uyumak da artık güçleşmiştir. Rahmin ana atar ve toplardamarlara yapacağı baskı yüzünden sırtüstü yatmak neredeyse imkansızlaşmıştır. Yüzüstü yatabilmek zaten mümkün değildir. Bu nedenle gebelere yan yatması (özellikle sol tarafa) önerilir ki, bu bile bazen çok güçtür. Bebeğin gelen kısmının (genellikle başı) mesane üzerinde yaptığı baskıya bağlı olarak  sık tuvalete gitme isteği oluşur. Bu da anne adayını, her gece birkaç kez tuvalete kaldırarak uykunun bozulmasına yol açar. Leğen kemiklerinin öndeki birleşim noktası, doğacak çocuğa yol açmak amacıyla birbirinden hafifçe uzaklaşır,

Ancak bu durum bazen kimi gebelerde yoğun ağrılara yol açar ve ayakta kalmayı ve yürümeyi oldukça zorlaştırabilir. Bebeğin tekmeleri kimi zaman anne için can yakıcı olabilir, hele ki çoğunlukla bu tekmelere karşı tepki olarak ortaya çıkan rahim kasılmaları bunu daha da arttırabilir. Doğumun yaklaşması ile birlikte doğal olarak beliren endişe bütün bunların üzerine tuz biber eker. Doğum süreci ve ağrısı, bunu daha önce yaşamış olsun olmasın pek çok  kadın için bir kabus gibidir.

Oysa ki günümüzde kullanılan epidural analjezi ve anestezi gibi modern yöntemler ve anne adayı ile hekimin uyumuyla bu olay kolaylıkla atlatılabilmektedir. Ne yazık ki, çalışma arkadaşları, eş, dost gibi anne adayının çevresindeki kişilerin yorumları kimi zaman bu endişeyi daha da arttırmakta ve pekiştirmektedir.

Gebelik Sonu Doğum Anı 
Öncesinde ara sıra olan kasılmaların bir düzene girmesi ve sıklaşması ve bununla birlikte daha ağrılı hale gelmesi, bebeği çevreleyen su kesesinin yırtılarak suyun gelmesi veya rahim ağzının açılması neticesinde ortaya çıkan kanama, doğum belirtisi olarak değerlendirilir.

Bu sayılan durumların bir ya da daha fazlası ile karşılaşıldığında, gebelik izleminin yapıldığı sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir. Gerekli muayene yapıldıktan sonra sürecin ne şekilde gelişeceği konusunda hekiminiz sizi bilgilendirecektir.

İlk gebeliğini yaşayan bir hastada ağrıların başlamasından itibaren doğuma kadar 18 saat gibi uzun bir süre geçebilse de, kimi hastalarda bu süreç çok daha hızlı ilerleyebilmektedir.

Vajinal doğuma bir engelin olmadığı durumlarda, doktorunuz, doğumun ilerlemesini yatağınızda takip ettikten sonra,  gerekli şartlar oluştuğunda sizi doğum odasına alacaktır. Burada doğumun en kısa sürede olup bitebilmesi için, doktorunuzun söylediklerine kulak vermeniz, kasılmalarla birlikte tüm gücünüzle bebeğinizi itmeniz ve aralarda nefes alıp vererek dinlenmeniz önerilir.

Bu süreç başarıyla tamamlandığında son bir ıkınmayla birlikte rahatladığınızı hissedecek ve bebeğinizin ağlamasını duyacaksınız. Bebeğiniz, doktorunuz tarafından onu bekleyen bebek ekibine teslim edilecek, daha sonra bebeğin eşi olarak bilinen plasentanın dışarı çıkması beklenecek ve son olarak da varsa, doğumu kolaylaştırmak için yapılan kesi ya da doğum anında ortaya çıkan küçük yırtıklar dikilecektir. Bunların tamamlanmasından sonra odanıza alınacaksınız.

Bebeğinizi sağlıklı ve analı babalı büyütmeniz dileğiyle.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here