Okul Korkusu Ya Da Ayrılık Kaygısı

0
okul korkusu
çocuklarda okul korkusu
Okulların açılması yaklaşıyor. Eğitime başlama yaşının düşürülmesiyle birlikte okul korkusu anne babaların daha çok gündemine gelir oldu. Çocukların annelerinden ayrılıp eğitim sistemine teslim edilmesi için belli bir olgunluk yaşına gelmesi mi temel sorun yoksa okul korkusu hangi yaşta olursa olsun karşımıza çıkabilen bir olgu mu? Aslında her ikisi de! Çocukların ailenin güvenli ortamından çocuğa bütünüyle yabancı ve kaotik gelebilecek bir yere (kreş ya da okul) geçişleri sancılı bir süreçtir. Bu nedenle modern toplumlarda bu geçiş süreci yapılandırılır. Öte yandan eğer bir çocuğun annesinden ya da bağlandığı başka bir bakımverenden ayrı kalmasıyla ilgili özel bir güçlüğü varsa -ki biz buna ayrılık anksiyetesi diyoruz- çocuk her yaşta sorun yaşayabilir.
Okula Başlama Yaşı
 
Ülkemizde okula başlama yaşı 60 aya kadar düşürüldükten sonra çokça tartışma yaşandı. 60 aylık çocukların örgün eğitime dahil edilmeleri için yeterli motor beceriye ve duygusal donanıma sahip olup olmayacakları tartışıldı. Erken yaşı savunanlar birçok gelişmiş ülkede okula başlama yaşının düşük olduğunu savundular. Karşıt görüş ise, ülkemizdeki eğitim sisteminin 60 aylık çocukların motor-mental gelişimine uygun bir eğitim için yeterli kaynaklara sahip olmadığını, bu yaştaki çocukların kalabalık sınıflarda, sayı ve yetkinlik açısından yeterli olmayan eğitici kadrosuyla eğitime alınmasının doğru olmadığını dile getirdi. Biz burada, eğitim yaşını ve eğitim sisteminin gerekliliklerini tartışmayı bir başka yazıya erteleyerek, çocuklarda ayrılık kaygısını ve bunun nedenlerini tartışacağız.
Ayrılık kaygısı neden olur?
 
Ayrılık kaygısı ya da tıbbi dilde ayrılık anksiyetesi adı verilen duruma çocuklarda oldukça sık rastlanıyor. Ayrılık kaygısı, bebeğin ayrı odada uyuyamaması, yalnız başına oynayamaması, annenin işe başladığı dönemde her sabah yaşanan krizler ve nihayetinde okula başlama yaşında okul korkusu olarak karşımıza çıkan psikolojik bir sorun. Ayrılık kaygısı yaşayan çocukların, anneden ya da başka bir bakım verenden ayrıldıkları durumlara karşı aşırı korku tepkisi verdikleri, ayrı kalma anlarına tahammül edemedikleri ve bu nedenle kreşe ya da okula başlamakta oldukça zorlanıldığı görülür. Bunun temel nedeni bebeğin anneden ayrılık anlarına karşı kendi kendini sakinleştirebilme yeteneğinin yeterince gelişmemesidir. Bebekler bu yeteneği doğum sonrası dönemde yavaş yavaş kazanırlar. Annelerin doğumdan itibaren bebeğe yaklaşımı ise bu yeteneğin gelişmesini etkileyen asıl faktördür. Bu nedenle ayrılık kaygısı olan çocuklarda klinisyenler annenin tutumuna odaklanır.
Kaygılı anneler
 
Ayrılık kaygısına bağlı sorunlar nedeniyle kliniğe getirilen çocukların annelerinin çoğu zaman çocuklarından daha kaygılı olduklarını, çocuğu yalnız görüşmeye aldığımızda kapının önünden ayrılamadıklarını ya da çocuk klinisyenle içeride yalnız kalmak istemediğinde annelerin de endişelenip çocuğu bırakamadıklarını sıkça gözleriz. Ayrıntılı öykü alındığında kaygılı çocukların annelerinin de kaygılı bir ailede yetiştiklerini dolayısıyla kaygının kuşaktan kuşağa aktarılan bir fenomen olduğunu görürüz. Bu nedenle çözüm için annenin kaygısını azaltmayı hedefleyen yaklaşımlar tercih edilir. Annedeki ayrılma kaygısının çözümü çocuklarda oldukça hızlı bir düzelmeyle sonuçlanır. Annenin yeterince motive olduğu, klinisyenin önerilerini büyük ölçüde yerine getirdiği örneklerde çocukların bir-iki hafta içinde tamamen düzeldiklerini görmek sıkça karşılaştığımız bir durumdur. Çocukların düzelme hızını belirleyen diğer önemli faktör ise çocuğun yaşıdır. Tedaviye ne kadar erken başvurulursa başarı oranı ve hızının arttığını biliyoruz.
Tedavi yöntemi
 
Öncelikle tedavi için çok ileri durumlar dışında ilaç başlamadığımızı belirtmeliyiz. Tedavide anne ve çocuğun ayrı kalma anlarına karşı birlikte eğitimini hedefliyoruz. Aslında anne veya çocuğu değil aralarındaki ilişkiyi tedavi ettiğimizi söyleyebiliriz. Bunun için haftalara yayılan bir eğitim ve alıştırma planlanır. Hedeflenen, aşama aşama anne ve çocuğun kaygı veya güvensizlik hissi oluşmadan ayrışmasını sağlamaktır. Bunun için küçük alıştırmalarla başlanır. Ancak ön koşul, çocuk ve annenin hergün sistemli olarak kaliteli vakit geçirerek doyumunu sağlamaktır. Süre ve sayı olarak sınırlandırılmış anne-çocuk etkinlikleri ve etkinlik aralarında çocuğun otonomi yeteneğini kazanması için yalnız bırakılması gereklidir. Çocuğun anne ile kaliteli ve sınırlandırılmış ilişki kurarak “yeterli yakıt aldığı” seansların ardından kendi başına vakit geçirmeye başlaması şaşırtıcı biçimde hızlı olur. Kaliteli vakit geçirmekle kastedilen ise aslında çok basit ve herkesin bildiği bir şeydir; oyun oynamak! Çocuğun bakımvereni ile oynadığı oyun için üç temel kural vardır: oyun iki taraf için de eğlenceli olmalı, telefon, kapı zili, televizyon programı vb bir dış faktör tarafından kesintiye uğratılmamalı ve süre olarak sınırlandırılmış olmalıdır. Bu kurallara uyularak sistemli olarak egzersizler devam ederken çocuğun ayrılık anları aşamalı olarak planlanır. Örnek olarak, yalnız oyun saatleri ilk dönem annenin yanında olabilir. Ancak anne bu anlarda çocuğun oyununa katılmaz, yalnızca orada olması yeterlidir. Sonraki aşamalarda çocuk odasında yalnız oynamaya motive edilir. Eğer ayrı değilse çocuğun yatağının ayrılması bu süre içinde yapılır. Kreşe ya da okula başlama yine bu sürecin içinde bir aşama olarak planlanır. Bütün bu sürecin bir klinisyenin denetiminde yapılmasını tavsiye ediyoruz. Eğer annenin ayrılık anlarına tahammülü düşükse ve kaygısı yüksekse bir süre anne ile çalışmak etkili sonuçlar sağlayacaktır. Çocuklarımız ise eğer biz doğru yöntemi istikrarlı biçimde uygulayabilirsek hızla uyum sağlayarak yüzümüzü güldürmeye devam edecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here